Unutulan Batı Sahra: Sona ermek bilmeyen işgal! Sahra Halkı Direnişte!

Birleşmiş Milletler’de adı Batı Sahra olan “Saguia el Hamra y Rio de Oro”, Afrika kıtasındaki sömürgesel işgal altındaki son ülke olarak kabul edilmektedir. [1]

Bugünkü işgalci güç Fas, 1975/76’da önceki sömürgeci güç İspanya’nın ‘yerine geçti’. Sahra halkı ve onun kurtuluş örgütü Frente Polisario [2] ‘nun yanıtı 1976 yılında ulusların kendi kaderini tayin hakkını kullanarak “Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti”nin (DARS) kurulduğunu ilan etmek oldu. Fas monarşisi o zamandan beri şovenist bir “Büyük Fas” hedefi için, Sahra ulusuna karşı gaddarca bir imha savaşı yürütüyor. Fas enternasyonal olarak da BM-kararları tarafından mahkûm edilen işgali illegal olarak sürdürüyor.

Bu konu egemenlerin uluslararası gündeminden mümkün olduğunca siliniyor, olgular hakkında suskunluk egemen. Sahra halkı ve onun uluslararası alanda tanınmış hakları bilinçli olarak görmezden geliniyor. Onun bu çekilmez durumu unutturulmak isteniyor.


[1]     Fas sınırları içindeki “Enklav”lar(=kendi devleti içinde bulunan ve fakat yabancı bir devlete ait olan ülke parçası –ÇN) / kentler / bölgeler Melilla ve Ceuta bugün bile hâlâ İspanyol sömürgesel işgali altında bulunmaktadır

[2]     Frente Popular para la liberación de Saguia el Hamra y Rio de Oro –  Saguia el Hamra y Rio de Oro’nun Kurtuluşu İçin Halk Cephesi

Gizlemek, unutmak, kaybetmek, imha etmek… 2013 yılında durum işte budur.

 

Batı Sahra ile ilgili birçok bilgiler ve sayısal veriler kısmen ya çok farklı ve kısmen de çok çelişkilidir. Burjuva medya istisnai olarak Batı Sahra hakkında haber verdiğinde, bu haberleri her şeyden önce işgalci Fas’ın bakış açısından vermektedir. Batı Sahra hakkında bilgilendiren sol ve devrimci medyada da çoğu kez birbirleriyle çelişen veya yetersiz bilgiler verilmektedir. Bunun nedeni, Fas diktatörlüğü tarafından işgal altındaki Batı Sahra’da durumun karmaşıklığı ve dış dünya ile bağlantıların Fas diktatörlüğü tarafından bütünüyle kesilmesidir. Bu nedenle biz bilgileri aldığımız tüm kaynakları mümkün olduğunca açıklayacağız. Böylece okuyucularımız kendi başlarına bir tablo çıkarabilirler. Polisario’nun Federal Almanya’daki temsilcisi Cemal Zakari, Berlin’de Aralık 2012 deki “Sahra?” adlı bir toplantıda çeşitli, tartışmalı veya açık olmayan olgular ve değerlendirmeler hakkında Polisario’nun pozisyonunu anlattı. Verdiği bu bilgiler bize çok yardımcı oldu ve bunlar bu makalenin içine de taşındı.

Bugün, 2013’de “Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti” alanının yaklaşık % 80-85’i Fas işgali altında bulunmaktadır. Zengin balık avlama alanları, petrol kaynakları, yeraltı servetleri ve de Bou-Craa’daki fosfat madenleri ile verimli toprakların büyük bölümü bu bölgenin zenginliklerini oluşturmaktadır. Onun 1.000 kilometre uzunluğundaki kıyı sahili de devasa stratejik-askeri öneme ve rüzgâr enerjisi kazanmak için büyük bir potansiyele sahiptir. Güneş ısısı ile çalışan termik santraller için de, alt yapıya yeterli derecede bağlantısı bulunan büyük bir çöl alanı vardır.

Batı Sahra’nın yaklaşık % 15-20’sini bulan kurtarılmış bölgeler DARS ve Polisario tarafından yönetilmektedir. Bu, ekonomik olarak büyük oranda önemsiz ve yerleşimin neredeyse mümkün olmadığı çöl ve bozkır bölgesi, Cezayir ve Moritanya ile doğu sınırı boyunca uzanmaktadır.

Batı Sahra’daki bu her iki bölge yaklaşık 2000 kilometre uzunluğunda, ülkeyi bir uçtan bir uca boydan boya kapsayan bir duvar ile ayrılmaktadır. Fas, bu duvar inşaatına Sahra halkının kurtuluş mücadelesine karşı savaş sırasında 1980’de başladı. Bu duvar bugün 1991 Ateşkes Hattı boyunca sürüp gitmektedir. (Bu konuya biraz sonra değineceğiz. Bkz.: Harita) Bu duvar Filistin’deki duvardan üç misli daha uzundur! İşgalciler bu duvara “Fas içi korunma duvarı” demektedir. Bu duvarın Sahra halkı içinde adı “utanç duvarı”dır. Söz konusu duvar geniş alanları kapsayan nöbetçi kuleleri, hendekler, tel örgüler ve mayın tarlaları ile donanmış kumdan ve kısmen taştan oluşan beş metre yükseklikte bir duvardır. “Hassas kesimler”e ek olarak elektronik güvenlik tesisleri yerleştirilmiştir. Bu kuşatma duvarı yaklaşık 150.000 Faslı asker tarafından korunmaktadır.

İşgal altındaki Batı Sahra, Filistin Gazze’dekine benzer bir şekilde, Sahra halkı için kaçıp kurtulmanın mümkün olmadığı bir “açık hava zindanı”dır.

Sahralılar Bedeviler olup göçebe bir halktır ve Arapça bir dil olmayan Sahraca konuşmaktadırlar. Kendilerine özgü bir kültüre ve ulusal kimliğe sahiptirler. Sahralılar bir ulustur.

Nüfusu yaklaşık olarak 500.000 civarındadır. Fas işgal bölgesinde yaklaşık 200.000 Sahralı yaşamaktadır. Batı Sahra’da toplam olarak yaklaşık 1 milyon Faslı yerleşimci ve 1 milyon polis ve ordu mensupları vardır. (Bu durumda işgal bölgesinde Her Sahralı başına 10 Fas vatandaşı düşmektedir. Fas işgalci sayısına ilişkin Frente’nin verdiği bu rakamlar, işgal bölgesinde en fazla 400.000 Faslıdan bahseden tüm diğer kaynakların verilerinden çok daha yüksektir.)

Sahralılar işgal altındaki bölgede yoksulluk içinde ve gelecek perspektifinden yoksun bir şekilde yasal haklardan mahrum olarak yaşıyorlar. İşgalcilerin yaptıkları ağır insan hakları ihlalleri gündemdedir.

“DARS”ın kurtardığı bölgede, yaşamaya uygun temeller bulunmadığından neredeyse hiçbir kalıcı yerleşim yoktur. DARS-bölgesinde her şeyden önce F. Polisario’nun askeri birlikleri konuşlanmıştır. Bu birlikler ateş kes hattına uyulmasını denetlemekte ve Fas’ın işgalini genişletmesini ve çok daha fazla toprağı zapt etmesini engellemektedirler.

Cezayir’de Tindouf kentinin doğusundaki dört büyük mülteci kampı (Bunlara Batı Sahra’daki şu şehirlerin adları verilmiştir: El Aaiun, Smara, Ausserd, Dakhia) Frente Polisario tarafından yönetilmektedir. Bu kamplarda şimdi yaklaşık 175.000 Sahralı insan yaşamaktadır. UNHCR’e (BM’lerin mülteci ve göçmenlere yardım kuruluşu – ÇN) göre Moritanya’da 26.000 mülteci daha vardır. Tüm ilticacıların hayatta kalabilmeleri World Food (Dünya Gıda - ÇN) programlarına ve BM-mültecilere yardım kurumunun sadakalarına bağlıdır. Diğer yaklaşık 100.000 Sahralı, ağırlıklı olarak İspanya olmak üzere diğer devletlerde yaşıyorlar.[1]

“Arap Baharı”nın ilk rüzgârları Ekim 2010’un başında işgal altındaki Batı Sahra’da esti. 10-20 Sahralı genç Batı Sahra’nın işgal altındaki başkenti El Aaiun önünde bir çadır kenti kurdu. Birkaç gün içinde çekilmez yaşam koşullarına ve işgale karşı bu protestoya on binlerce Sahralı katıldı. 8 Kasım 2010 günü bu kamp gaddar-faşist Fas polis ve askeri güçleri tarafından basıldı ve ateşe verildi. Sıkıyönetim ilan edildi. Fas’ın Batı Sahra karşısındaki sömürgeci siyaseti bir an için kamuoyu sahnesine çıktı. Batı Sahra birdenbire medyada yankı buldu. Ne var ki Tunus ve Cezayir’de patlayan Arap Baharı ayaklanmasının fırtınası Batı Sahra’yı yine çok çabukça arka plana itti.

Almanya’da bazı sol, devrimci, otonom gençlik örgütleri veya gruplar yaratıcı eylemlerle Sahra halkının trajedisine dikkat çekiyorlar. Biz de bu makale ile Batı Sahra’ya ilişkin “sessiz kalma karteli”ni kırmaya katkı sağlamak istiyoruz. Batı Sahra’nın işgali ve anti-sömürgeci kurtuluş mücadelesi unutulmaya terk edilmemelidir. Bizler, Sahra halkının ümitsizce halinin sürüp gitmesi için elinden geleni ardına koymayan FAC-emperyalizminin entrikalarını mahkûm etmek istiyoruz.

Tarihsel Geri Bakış

1882 yılında İspanya Burbon kralı XII. Alfonso adına yüzbaşı Bonelli Rio de Oro bölgesini işgal etti. Berlin’de 15 Kasım 1884 – 26 Şubat 1885 tarihleri arasında toplanan “Kongo –Konferans”ında Avrupalı güçler Afrika’nın emperyalistler tarafından paylaşılmasını gerçekleştirdiler. Batı Sahra’nın güneyi anlamına gelen Rio de Oro genel valilik olarak İspanya’ya düştü. Bu sömürgesel paylaşımın son işlemi olarak 27 Haziran 1904 tarihinde “İspanya’nın hakları”, Batı Sahra’nın kuzeyine (Saguiat El Hamra) üzere genişletildi. Sömürgeciler kendilerini, önce ülke içlerine girmeksizin kıyı şeridinde kurdukları askeri üslerle sınırladılar. “1939’da İspanya’daki iç savaşın bitmesi Franco-rejiminin en gaddarca ve en az bilinen kesitlerinden birinin başlangıcı anlamına geldi: Sahra’nın sömürgeleştirilmesi.”[2]

Boyunduruk altındaki Sahra halkı, 1957-1958 yıllarındaki örnekte olduğu gibi en başından itibaren ayaklanma ve başkaldırışlarla sömürgesel işgale karşı direndi.

14 Aralık 1960 tarihinde BM, 1514 (XV) No’lu kararla “sömürge ülkeler ve halklara bağımsızlık verilmesi” deklarasyonunu çıkardı. Bu deklarasyonda sömürgelikten çıkarma siyasetinin yönergeleri tespit edildi. (Report No: 1, sf: 36) Batı Sahra 1963’den beri sömürgelikten çıkarılması karara bağlanmış ülkeler listesinde bulunmaktadır.[3]

BM Genel Kurulu Sahralıların kendi kaderlerini tayin antlaşmasını onayladı ve 1966’da ‘ilgili komşu ülkelerle görüşülüp danışıldıktan’ sonra ‘bir referandum’un tavsiye edildiği 2229 (XXl) sayılı kararı çıkardı. Bu referandum için 1971 yılı öngörüldü.” (Report No: 1, sf: 36)

BM-Genel Kurulu bunu izleyen yıllarda referandumun yapılmasını İspanya’dan defalarca talep etti. İspanya ise halk oylamasını hep yeniden erteledi. Sahra kurtuluş hareketinin artan yürüyüşleri ve mücadeleleri ve çökmekte olan Franco-Rejimi nedeniyle (Franco 1975’de öldü) İspanya 1974’de, 1975 yılında referandumu yapacağını açıkladı.

Öngörülen “sömürgelikten çıkarılma” kararından bu yana Batı Sahra toprakları üzerinde haklar talep eden Fas ve Moritanya’nın girişimi üzerine BM-Genel Kurulu Aralık 1974’de Uluslararası Yüksek Mahkeme’den (UYM) Batı Sahra’nın konumu ile ilgili bir bilirkişi raporu almayı kararlaştırdı. Buna paralel olarak Şubat 1975’de Batı Sahra-Sorunu için bir BM-Delegasyonu belirlendi. Bu heyet Mayıs 1975’de İspanya’ya geldi ve bir ay boyunca ilgili ülkeleri, 12. -20. Haziran arasında da Batı Sahra’yı ziyaret etti. Bu delegasyon raporunda Sahralıların kendi kaderlerini tayin hakkını onayladı. Frente Polisario Sahra halkının resmi temsilcisi olarak kabul edildi. Bir referandumun gerçekleştirilmesi yeniden talep edildi.

Uluslararası Yüksek Mahkeme 16 Ekim 1975’de sonuçları açıkladı. Özü şudur: “Batı Sahra bölgesi ile Fas Krallığı ve Moritanya arasında hiçbir toprak bütünlüğü ilişkisi” yoktur. Batı Sahra toprakları hakkında “halkların iradesinin özgür ve çarpıtılmamış ifadesiyle kendi kaderini belirleme ilkesi”nin altı çizilir.[4]

Fas kralı aynı gün “yeşil barış yürüyüşü” adını verdiği bir saldırı- işgal hareketi başlattı. Daha 6 Kasım günü hanedanlığın toprak talebini desteklemek amacıyla 350.000 Fas vatandaşı Fas ordusunun eşliğinde Batı Sahra’nın kuzeyine girdi.

Sahra halkının ilk kaçış dalgası başladı. On binlerce kişi Cezayir’e kaçtı. İspanya gizli görüşmeleri kabul ettiğinden 9 Kasım’da saldırı durduruldu. 14 Kasım 1975’de İspanya Fas ve Moritanya, Batı Sahra’nın “Üç taraflı Madrid Antlaşması” adı altında, iki Kuzey Afrika ülkesi arasında paylaşılması hakkında anlaştılar. Bu antlaşmada Sahra ulusunun kendi kaderini tayin hakkı bütünüyle hiçe sayıldı. (Bkz: Sf:6)

27 Kasım’da Fas ve Moritanya askeri birlikleri savaşı başlattılar ve kuzey ve güneyden gelerek Batı Sahra’ya girdiler. Toprakların üçte ikisini Fas ve üçte birini Moritanya ilhak etti.

Frente Polisario işgalci askeri birliklere karşı gerilla savaşını hemen başlattı. FP, 27 Şubat 1976’da Bir Lahlou’da başkenti El Aaiun (Faslı işgalciler ona Laayoune diyorlar) olan “Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti”nin (DARS) kurulduğunu ilan etti.

160.000 Sahralı işgalcilerin katliamlarından kurtulmak için çöle kaçtı. Yaşamlarını kurtarmak için palas pandıras her şeylerini yerli yerinde bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. Çöl, hiçbir korunma olanağının bulunmadığı açık arazidir. Kaçanlar Fas hava kuvvetleri tarafından takip edildi ve üzerlerine fosfor ve napalm bombaları yağdırıldı. Frente Polisario’ya göre, toplam olarak ne kadar insanın katledildiğini tam olarak söylemek mümkün değildir. Ama on binlerin katledildiği kesindir. 1976 ortasında Frente Polisario Fas ve Moritanya’ya karşı askeri saldırıya geçti.

Temmuz 1978’deki bir askeri darbe Moritanya’nın istikrarını bozdu ve Frente de askeri saldırılarıyla Moritanya’yı zor duruma soktu. 1979’da Moritanya bir barış anlaşması yapmayı kabul etti ve geri çekildi. Bunun üzerine Fas Batı Sahra’yı bütünüyle işgal etti.

Sahra’da İspanyol sömürgeciliği böylece hegemonya haklarını Fas sömürgeciliğine devrederek sonlandı. Batılı büyük güçler, her şeyden önce faşist Fas krallığının efendisi olan Fransa ve ABD, Fas’ın işgali altındaki bir Batı Sahra’yı, Frente Polisario önderliğindeki bağımsız bir Sahra Demokratik Cumhuriyetine memnuniyetle tercih ettiler. Cezayir, Cezayir’in belirli bölgelerini de Fas’ın malı diye talep eden Fas’ın yayılmacı isteğine karşı Frente’nin yanında yer aldı. Cezayir bu dönemde “Bloksuzlar”ın[5] ve o zamanlar Rus sosyal emperyalizmine veya Çin’e sempati duyan Afrika, Asya ve Latin Amerika’da bağımsızlığını kazanmış olan bir çok devletin oluşturduğu “3. Dünya Hareketi”nin parçasıydı.

Nüfuz alanlarının batı ile doğu bloku arasında paylaşımı deyim yerindeyse Batı Sahra’dan geçiyordu. Fas ile Cezayir devlet bağımsızlıklarına kavuştuklarından bu yana, Kuzey Afrika’da egemen olmak için birbirleriyle rekabet halindeydiler. Batı Sahra ihtilafı nedeniyle Cezayir ve Fas arasındaki sınır on yıllarca kapalı kaldı.

“Özgürlük namluların ucundadır…”

Altmışlı yılların başında kurulan üç kurtuluş örgütü 1968’de Frente Polisario içinde birleştiler. Kurtuluş hareketi 1970’de Batı Sahra’nın bağımsızlığı için güçlü bir yürüyüş örgütledi. Bu yürüyüş İspanyol sömürgeci efendilerin sivil halka uyguladıkları bir katliamı ile son buldu; yüzlercesi tutuklandı ve birçokları “kayboldu”.

Polisario 10 Mayıs 1973’de kuruluş kongresini topladı. Kongrenin “Özgürlük namluların ucundadır” çağrısı “emperyalizme ve faşist İspanya’ya karşı” başlayan mücadelenin işareti oldu. Polisario çok kısa bir süre içinde güçlendi ve kuruluş kongresinden daha iki yıl sonra İspanya tarafından işgal edilmiş Batı Sahra’nın geniş kesimlerini denetimi altına aldı. 1974 yılında Polisario’nun İkinci Kongresi’nde açık bir şekilde formüle edilen “halk oylaması için on koşul” şimdi Faslı işgalcilere karşı bugünkü durum için de ilkesel olarak geçerlidir.

Polisario Mart 1976’daki 4. Kongresi’nde ulusal programında şu merkezi önlemleri kararlaştırdı: “Kitlelerin yönetime katılımı; kadroların eğitilmesi; kültürel siyasi bilincin yaratılması; kadınların okuma-yazma öğrenmesinin teşvik edilmesi ve eğitimi. Batı Sahra’nın kurtarılmasından sonra şu hedefler gerçekleştirilmelidir: Demokratik ve birlikçi bir sistemin yaratılması; sosyalizmin gerçekleştirilmesi; ulusal kaynakların adilce dağılması; eşitsizlik ve sömürünün ortadan kaldırılması; kadınların siyasi ve sosyal haklarının gerçekleştirilmesi; tedrisatın Arapçalaştırılması; tarım sektörünün dengeli geliştirilmesi; deniz kaynaklarının sanayileştirilmesi ve korunması.”[6] (8) DARS’in Anayasası her dört yılda bir yeniden tartışılmakta, kısmen güncelleştirilmekte ve karar altına alınmaktadır. DARS-Parlamentosunda bir kota düzenlemesi olmaksızın milletvekillerin % 34’ü kadındır. Bedevi aşiretlerin kadınları göçebesel yaşam koşulları nedeniyle de geleneksel olarak örneğin Arap devletlerindekine benzer bir ezilen bir konuma sahip değildirler.

Frente Polisario, Batı Sahra’nın bağımsızlığı ve demokratik bir devlet için mücadele eden bir kurtuluş hareketidir. Frente kendisini Sahra halkı içindeki tüm siyasi akımların bir platformu olarak görmektedir. Polisario’nun sözcüsü Cemal Zakari bunu “siyasi aileler” diye adlandırıyor. Doğal olarak kendilerine özgü siyasi gelecek vizyonları olan farklı yönelimler vardır. Örneğin 1970’li ve 1980’li yıllarda sosyalist yönelimlerin belirleyici bir nüfuzu vardı. Oysa bugün, Polisario sözcüsünün latife ederek eklediği üzere, çöldeki mülteci kamplarında yeşillik yetişmemesine karşın yeşil yönelimli (çevreci) bir “siyasi aile” bile vardır.

Polisario-kongrelerinde geniş bir tartışma yürütülmekte ve kararlar çoğunlukla alınmaktadır. Sahra halkının referandum yoluyla haklarının gerçekleşmesi bütün eğilimlerin üzerinde birleştiği belirleyici ve bağlayıcı temel ortak noktadır.

Sahra halkının ve Frente’nin işgale karşı tüm araçlarla ayaklanıp mücadele etmesi haklıdır. Frente, kendilerinin ifade ettiklerine göre kendi özgül yolunda dünya çapındaki kurtuluş hareketleriyle dayanışma içinde yürümeye her zaman çaba göstermiştir. Frente, Cezayir veya ABD-Batılı veya SB-Doğu Bloğu veya bloksuzlar hareketi-Çin gibi diğer devletlerin Frenteyi sahiplenmelerine karşı direndi. Polisario kendisinin siyasi ve örgütsel bağımsızlığını bedel ödeme pahasına mücadele ederek kazandı. Örneğin Libya 1984’de DARS’a desteğini tamamıyla kesti. Frente Kaddafi rejimi hakkındaki değerlendirmesi, onun demokratik olmaktan çok uzak olduğu biçimindeydi.

Polisario, İspanya’nın geri çekilmesinden sonra Fas işgaline karşı, 1979’a kadar da aynı zamanda Moritanya’ya karşı da, mücadele etmek zorunda kaldı. Polisario bu gerilla savaşında askeri, siyasi ve insancıl olarak (mülteci kampları) Cezayir tarafından desteklendi. 1981’de Frente neredeyse tüm ülkeyi denetliyordu. Faslı işgalciler sadece ABD ve Fransız askeri donanım yardımları ve duvarı inşası sayesinde egemenliğini sürdürebildi. Süreç içinde Fas, Polisario-savaşçılarını giderek artan ölçüde ülkenin içlerine doğru çekilmeye zorladı. Buna paralel olarak Polisario-gerillalarının Fas tarafından kontrol edilen bölgeye sızmasını engellemek için bir toprak tabyalar sistemi kuruldu. Bu duvar sistemi yeni fethedilen alanları “korumak için” Fas’ın her önemli alan kazanmasından sonra genişletildi.

Polisario Kurtuluş Ordusu zaman zaman 20.000 gerillaya kadar varan bir güce sahip oldu. Polisario 1989 yılına dek Fas işgalcilerine karşı silahlı mücadele yürüttü. Daha sonra Fas ile DARS arasında - BM-önderliğinde – bir referandumun da öngörüldüğü bir ateşkes anlaşması ve barış planı yapıldı.

Bu anlaşma 1991’de yürürlüğe girdi. Fas’ın da kabul etmesiyle Şubat 1992’de referandum yapılacaktı. Anlaşma gereği “Batı Sahra’da Referandum için Birleşmiş Milletler Misyonu” “MINORSU” kuruldu. Bu misyonun görevi ateşkes anlaşmasına uyulmasını ve referandumun yapılmasını denetlemekti.

 Ufukta Referandum Yok

Oysa bugüne kadar bir şey olmadı. BM’lerin Batı Sahra Barış Misyonu, Filistin ve Kıbrıs “Barış Misyonlarıile birlikte BM’lerin üçüncü en eski başarısız misyonudur. BM’lerin aldığı Sahra halkının kendi kaderini belirlemesi hakkını onaylayan toplam 196 karar, tavsiye, ve araştırma komisyonlarının raporlarından oluşan dağlar kadar kâğıt birikti. Kağıt üzerinde evet haklar tanındı, fakat … gaddarca, canice sömürgesel işgal sürüp gidiyor.

Fas yüzlerce entrika ve oyalama taktikleri ile bugüne kadar referandumu engellemeyi başardı. Ve oldu-bittileri gerçekleştirmeyi sürdürüyor: Faslı yerleşimcilerin Batı Sahra’ya yerleştirilmeleri ve onlara “toprak verilmesi” teşvik ediliyor. Örneğin Fas bu yerleşimleri düşük vergi oranları, yüksek ücretler ve bir dizi ayrıcalıklarla özendiriyor. Fas’dakinden farklı olarak işgal altındaki Batı Sahra’da şu işkollarında iş güçleri gereksinimi vardır: Madencilik, balıkçılık, alt yapının inşası, turizm ve Desertec-Projesinde (bkz: sf: 19’daki söyleşi) olduğu gibi güneş enerjisi santralleri inşası.

DARS de, Şubat 1982’de Afrika Birliği Örgütü’ne (OAU, Organisation of African Unity, bugünkü Afrika Birliği, AU) alındı. Bunun üzerine Fas AU’dan çıktı. DARS 2013 itibariyle enternasyonal olarak 84 devlet tarafından tanınmıştır (Frente’nin verdiği bilgi) ve bu ülkelerde diplomatik temsilcilikler bulundurmaktadır. Oysa DARS hala BM üyesi değildir. Çünkü üyelik Batı Sahra’nın konumu hakkında yapılacak bir referandumun sonucuna bağlanmıştır. Polisario BM tarafından sadece görüşme tarafı ve Sahra halkının meşru temsilcisi olarak tanınmaktadır.

Referandum sorununda iki soru merkezi konumdadır: Batı Sahra’da hangi hukuksal statü üzerine oylama yapılacaktır ve bu oylamaya kimler katılacaktır?

Fas, Sahralıların kendi devletlerini kurmaları hakkı üzerine bir referandumu daha en başından reddetmiştir. İşgalin incir yaprağı olarak Fas devletinin sınırları dâhilinde sınırlı bir özerklik varyasyonunu hep yineleyerek gündeme getirmiştir. Bu özerklik-çözümü batılı büyük güçler Fransa, ABD, FAC, AB tarafından da favorize edilmektedir. Fas ne zaman bir uzlaşmaya hazır göründü ise, örneğin 1991’den 1997’ye kadar süren müzakerelerde veya BM-özel görevlisi Baker’in çeşitli planlarında olduğu gibi, sonunda bizzat kendisi yine tüm çözümleri torpilledi. [7]

Oylama hakkı sorununda Polisario’nun pozisyonu şöyledir: İspanyol işgali sırasında Batı Sahra’da yaşayanların tümü ve onların ardılları bir referanduma katılma hakkına sahiptir. Bu, doğal olarak tüm mültecileri de kapsıyor demektir. İşgalciler ve onların ardılları dışlanmıştır. BM de, kendi kararlarında bu pozisyonu savunmaktadır.

İşgal gücü Fas Batı Sahra’daki tüm sakinlerin, aynı zamanda Faslı yerleşimcilerin de oylamaya katılmasını istemektedir. Böyle olduğunda doğal olarak güçler dengesi ve bununla birlikte referandumun sonucu değişecektir. On yıllardır süren Faslıların Batı Sahra’ya bilinçli göçü, yerleşmesi sonucu Sahralılar bugün kendi memleketlerinde azınlık haline gelmiştir.”[8] (10)

Frente 2003 yılında işgal altındaki Batı Sahra’nın Fas sınırları içinde genişletilmiş bir özerklik çözümünü (Baker Planı II) ve özerklik statüsünden sonraki ilk 5 yıl içinde referandumun yapılmasını bile kabul etti. Frente 2004’de bağımsız bir Batı Sahra’da Fas’ın ekonomik çıkarlarına dikkat edeceğinin güvencesini yazılı olarak verdi. Ne var ki Fas tüm bu tavizleri de boykot ediyor.

Fas her türlü çözümü şimdiye kadar böyle engelliyor. Fas bu konuda öncelikle BM-Güvenlik Konseyi’nde vetosuyla Fas’a karşı yaptırımlar vs. önlemleri gibi her kararı engelleyen Fransa tarafından hâlâ destekleniyor.

BM’nin Sömürgelerin bağımsızlığı kararından sonra geçen 40 yıldan fazla bir süredir Batı Sahra eskiden olduğu gibi hâlâ sömürgedir. BM-Güvenlik Konseyi her yıl,- güncel olarak Nisan 2012 sonundan Nisan 2013’e kadar- MINURSO’yu bir yıl süreyle uzatmaktadır. Batı Sahra sorunu düzensiz aralıklarla BM gündemine alınmaktadır. BM, aslında ortada olmayan bir “barış sürecini gözlem altında bulundurma”ktadır. Çünkü gerçekte Sahra halkı için çekilmez olan ve BM’nin tüm kararlarıyla çelişen statüko korunmaktadır. İşgal altındaki Batı Sahra’nın Fas tarafından maruz bırakıldığı korkunç baskılar nedeniyle MINURSO-mandasının “İnsan hakları durumunun izlenmesi” için genişletilmesi önergesi bile Güvenlik Konsey’indeki Fransız vetosuyla reddedildi.

Alman diplomatı Wolfgang Weisbrod-Weber, Haziran 2012’de özel görevli olarak MINURSO-Misyonunun yöneticiliğine atandı. Böylece FAC de büyük güç olarak “en ön cephe”de işe burnunu sokmaktadır. BM-Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Christopher Ross 2009’dan beri yeniden Fas ile Frente arasındaki birkaç gayri-resmi görüşme yapılmasına girişti; ama Fas Hükümeti Frente ile her türlü işbirliğini şu anda reddetmektedir. Bu hükümet bu özel temsilcinin görevden alınmasını talep etmektedir. Bu da bir diğer taktik manevradır.

Direniş ve bitmek bilmeyen baskılar

Frente Polisario 1991’de yürürlüğe giren ateşkese rağmen silahlarını hiçbir zaman teslim etmedi. Onun Kurtuluş Ordusu bugün hâlâ yaklaşık 6 – 7.000 kadın-erkek savaşçıyı kapsamaktadır. Buna ek olarak Cezayir’deki mülteci kamplarının sakinleri de askeri talimlere katılmakta ve böylece bir tür büyük “yedek ordu”yu oluşturmaktadır. Her ne kadar silahlı mücadele Batı Sahra’nın işgal altındaki bölgesinde bitmişse de, Sahra halkı hep yeniden militanca direniş eylemleriyle de ayaklanmaktadır.

Mayıs 2005’de yoğun yürüyüşler ve protestolar yeniden alevlendi. Bunlar son 6 yılın en şiddetli eylemleri idiler. Gençlik Örgütü UJSARİO bunu “Sahra İntifada”sı olarak adlandırıyor. Eylemler Fas’a sıçrayacak şekilde de yayıldı. Polisario’nun 32. Kuruluş Yıldönümü kutlamalarında (10 Mayıs 2005) Muhammed Abdülaziz [9] “Sahra halkı sonuna kadar eli-kolu bağlı, eylemsiz kalamaz. Ulusal hakları için, silahlı mücadeleyi de içermek üzere tüm meşru araçlarla mücadele edecektir.”[10] açıklamasını yaptı.

Fas rejimi tüm bu protestoları gaddarca zor ile bastırdı. Yüzlerce militan tutuklandı ve işkenceye uğradı. Birçoğu mahkûm oldu ve bazıları “kayboldu” [11] (13)

Bir sonraki güçlü protesto dalgası 2010’da başladı. Bu, Arap baharının habercisi idi. Fas ile Polisario arasında BM denetimi altında Newyork’ta yürüyen görüşmeler çıkmaza girdiği ve bu görüşmelerin yeniden başlayıp başlamayacağının berrak olmadığı bir anda, 10 Ekim 2010’da kendiliğinden protesto eylemleri patlak verdi. Bu, her şeyden önce Sahralı gençlerin işten atılmalara, konut rezaletine, dışlanmaya, yoksulluğa, işsizliğe ve sefalete karşı bir protestosu idi. Bu, toplumsal, siyasi ve sosyal baskıya karşı bir haykırış idi. Protestonun bu biçimi yeniydi ve içerikleri çok geniş tutulmuştu. “Şimdiye kadarki alışılagelmiş protestolardan farklı olarak başka yerlerde de kurulan kamplarda başlangıçta bağımsızlık sorunu ön planda bulunmadı. Burada bilakis mücadelenin ‘yeni’ bir ‘biçimi’, sosyal dışlanmaya karşı yürümek söz konusuydu”.[12]

Çölde Çadır Kentler kuruldu. Başkent El Aaiun’dan 10 km’den fazla uzaklıkta bulunan en büyük kamp “Gdeim İzik”, “Onur Kampı” bunlardan biri idi. Başlarda sadece birkaç yüz insan kampın inşasına katıldı. Ama sonra her yaş grubundan binlerce Sahralı, işgal altındaki kentlerden erkekler, kadınlar ve çocuklar protestoya katılmak için çöle akın ettiler. Bu akın nedeniyle kolluk kuvvetleri kampları kordon altına aldılar. “Onur Kampı” kısa bir süre içinde 20.000 insanın üzerinde bir sayıya ulaştı. Faslı egemenler direnişin yayılmasını engellemek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Kampa giren çıkanlar ordu tarafından kontrol edildi. Gazeteciler, Avrupa Solunun milletvekillerinin ve diplomatların çadır kentine girmesine izin verilmedi. 24 Ekim’deki bir kontrol sırasında 14 yaşındaki Elgarhi Nayem katledildiğinde Sahra halkının öfkesi patladı. Halk doğrudan Fas Ordusuna karşı mücadele etmeye başladı. Ordu 8 Kasım’da sabahın köründe çadır kentin üstüne hortumlarla kaynar su fışkırttı. Daha sonra kampa gaddarca şiddetle saldırıldı, boşaltıldı ve ateşe verildi. Bu saldırı sırasında Polisario’nun verdiği bilgiye göre en azından on üç kişi öldü ve yedi yüz kişi yaralandı. Kayıpların sayısının 150’den fazla olduğu bildirildi. Bunun üzerine başkentte ve tüm diğer büyükçe kentlerde ordu ve polis ile şiddetli çatışmalar gerçekleşti. İşgalciler ev ev aramalar yaptılar. Gizli Servisler insanlara eziyet ettiler, tutukladılar ve işkenceden geçirdiler. Buna rağmen bağımsızlığın sesini bastıramadılar.

Fas hükümeti, “Onur Kampı”nın boşaltılmasını bilinçli olarak “Polisario ile Fas arasındaki BM-arabuluculuk görüşmeleri”nin Newyork’ta yeniden başlayacağı günde gerçekleştirdi. Polisario Faslı işgalcilerin gaddarlığına rağmen görüşmeleri yürüttü. “BM’de Polisario’nun temsilcisi Ahmed Boukhari, her ne kadar endişe duyulsa da, Rabat’ın (Fas’ın başkenti –ÇN) ‘müzakereleri sabote etmek istediği’ni belirterek ‘bu tuzağa düşülmek istenmediği’ni açıkladı”. (11) 

Fas’ın gaddarca işgali ile yıpratıcı oyalama taktiği ve bütünüyle etkisiz BM-siyaseti, Frente Polisario ve Sahralı halk kitleleri içerisinde doğru taktik üzerine tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Silahlı mücadeleye yeniden başlanılması hakkında lehte ve aleyhte görüşlerin tartışılması çok kapışmalı ve sert bir şekilde yürütüldü. Gerek 2007’deki 12. Polisario-Kongresi’nde gerekse “yalnızca bağımsız bir Sahra devleti çözümdür” şiarı altında 2011 yılında Tifariti’de yapılan son, 13. Kongre’de bu sorun tartışmaların merkezinde bulundu. (Bkz: Söyleşi, sf:19) Fakat sabrın da bir sınırı vardır, her şeyden önce bütünüyle perspektifsiz gençlik hemen bugün radikal bir değişiklik istiyor. Frente Polisario, bugünkü şartlarda silahlı mücadeleye yeniden başlanılmasının Fas’ın Batı Sahra’dan askeri olarak defedilmesi hedefine sahip olamayacağını savunmaktadır. Bunun için askeri güç dengeleri çok eşitsizdir. Silahlı mücadele ancak uluslar arası düzeyde bir çözüm için daha fazla baskı uygulanmasının bir aracı olabilir. Oysa işgal altındaki Sahra halkının ödemek zorunda kalabileceği çok ağır kan bedeli, onun Fas diktatörlüğü tarafından bütünüyle imha edilmesine kadar götürebilir.

Sahra halkının çektiği acılar

Sahra halkının büyük kesimi 40 yıldan beri BM’nin sadakasına muhtaç olduğu mülteci kamplarında ve sürgünde yaşamaktadır. Fas’ın işgali altındaki bölümde Sahralılar haklardan yoksun, tasavvur edilemeyecek sefalet içinde ve gelecek perspektifleri olmaksızın yaşıyorlar. Onlar kendi memleketlerinde ikinci sınıf insandırlar. Ayrımcılık hukuki, yasal, ekonomik ve siyasi tüm alanlarda uygulanmaktadır. Sahra halkı bütünüyle işgalci gücün keyfiyetine teslim edilmiştir. Birçok Sahralı tutukludur. Aynı zamanda işgalci güç Araplaştırma uygulayarak Sahralıların kültürel ve ulusal kimliğini imha etmeyi planlamaktadır. Sahralı dilinin dersi yoktur. Birçok Sahralı çocuk ilkokuldan sonra “Araplaştırma”nın hızla uygulandığı Fas’daki okullara yollanmaktadır. Onların biricik “eğitim fırsatı” budur.

Batı Sahra’nın kurtarılmış bölgesinde insanlar duvar ile birbirlerinden koparılmış bir şekilde yaşamaktadırlar. Faslı işgalciler sınırları kontrol etmektedirler. Savaştan önce kaçmış mülteci kamplarındaki insanlar geriye dönemezler. Aileler kuşaklar boyunca duvar vasıtasıyla birbirlerinden ayrıdırlar.

Cezayir kamplarındaki ilticacılar hiçbir şey yetişmeyen taşlı bir çölde ve hiçbir yaşam perspektifi olmaksızın sürünmektedir. Uluslararası yardım sürekli olarak gerilemektedir. “Norveç Kilisesi’ Yardım Kurumu ve Medicos del Mundo’nun 2008 yılında yaptığı araştırmalar kamplardaki çocukların yüzde 10’unun yetersiz beslendiklerini göstermektedir. BM-verilerine göre yetersiz beslenmiş çocukların yüzde 15’i hakkında olağanüstü endişe verici durumdan söz edilmektedir.[13]

Avrupa Sol Partisi’nin delegasyonu Kasım 2012’deki gezisi ertesinde raporunda şöyle yazıyor: “Delegasyon, kamplardaki insanların bütünüyle bağımlı/muhtaç oldukları uluslararası yardım teslimatlarının % 60 civarında azaldığı, 2008 dünya ekonomik krizinin patlak vermesiyle durumun yoğun bir şekilde kötüleştiği konusunda bilgilendi.”[14]  Kurtarılmış bölgeler ve mülteci kamplarındaki öz yönetim ile halk ve Polisario bu adeta çaresiz duruma karşı koymaya çalışmaktadırlar. İnsanlar doğal olarak bu gaddar durumdan kaçarak ve göç ederek kurtulmak istiyorlar. Ama bu ise, Polisario’nun Genel Sekreteri Abdülaziz’in söylediği gibi “halkımızın varlığı konusunda ciddi etkilere sahip olabilir.”[15]

Birçok emperyalist güç - farklı çıkarlar

Fas’ın Batı Sahra’nın işgalinden stratejik, siyasi, askeri, ekonomik çıkarları vardır. Sadece bir örnek: Fas salt 2008 yılında işgal altında bulundurduğu Batı Sahra bölgesinden illegal olarak ihraç ettiği fosfattan yaklaşık 1,5 milyar dolar elde etti.”[16]

Ne var ki bunun yanında işgalden çıkarı bulunan ve birçok bakımdan bundan kârlı çıkan – farklı çıkarları olan – başka güçler ve Fas hanedanlığının “efendileri” de vardır. Bizzat BM, ABD, Fransa, İspanya, AB ve her zaman olduğu gibi en ön cephede işin içinde – FAC!

BM…

… aslında kendisini ve Faslı kral-kliğini finanse etmektedir. “gelişmekte olan”-ülkelere bir para ve teknoloji akışı vasıtasıyla ‘ekolojik, kalıcı ekonomik’ bir ‘gelişmeyi’ mümkün kılmak için Kyoto-Protokolü çerçevesinde BM nezdinde “çevreye uyumlu gelişme için mekanizma” (CDM) kuruldu. Şimdi Fas’ın güneyinde (yani Batı Sahra’da!) Foum El Oued Rüzgâr Gücü –Tesisleri-Projesi için CDM’e bir finansman başvurusu incelenmektedir. Rüzgâr-Park’ının sahibi ve işletmecisi Fas Kralı’nın ailesi tarafından yönetilen NAREVA Holdingi’dir.

BM/Genel Kurulu bir yandan aldığı kararlarla Sahra halkının haklarını tanıdığını ilan ederken, diğer yandan BM-örgütü, işgal gücü ile pratikte ortak politika yapıyor ve onu destekliyor. Çünkü ne de olsa BM’de sonunda büyük güçlerin borusu ötüyor.

BM-Barış Planı’nda her iki taraftan savaş tutsaklarının serbest bırakılması üzerine anlaşma sağlanmıştı. Frente Polisario Ağustos 2005’de son 400 Faslı savaş tutsağını serbest bıraktı. Fas ise tutsakları serbest bırakmadı ve fakat buna rağmen yaptırımlarla baskı altına da alınmadı.

ABD…

… ABD 1980’li yılların başında Fas’ın emperyalist “baş efendisi” olan eski sömürgeci güç Fransa’nın yerine geçti. Faslı hükümdar 1982’de ABD ile geniş kapsamlı stratejik öneme sahip bir askeri işbirliği anlaşması imzaladı. ABD güncel olarak Fas hükümetine F-16 bombardıman uçaklarını teslim etmektedir. 2011’de ABD- Demokratları, Fas’ı Kuzey Afrika’daki “en sağlam dostu” ilan etmiştir. ABD Batı Sahra sorununda bütünüyle kendi çıkarlarının peşini kovalamaktadır. 2001 başında ABD-işletmesi Kerr-McGee Faslı sömürgeci güç ile Batı Sahra’nın sahil sularında petrol ve gaz kaynakları arama ve değerlendirme anlaşmaları imzalamıştır. Bu ABD-holdingi anlaşmasını – her zaman BM’in Batı Sahra mandası ile ince ayar senkronize ederek – yıldan yıla uzatmaktadır. Bu nedenle ABD (ve Fransa da) Güvenlik Konseyi’nde özerklik planını ileri sürüyorlar. 2012’de “US Geological Survey of World Energy” raporunda açıkça sahil alanındaki (“Saharan Coast”) devasa petrol ve gaz kaynaklarının varlığından söz edilmektedir. [17]

Fransa emperyalizmi…

… Eski sömürgeci güç olarak onun da Fas ile çok iyi ilişkileri vardır: Fransız tekeli Total S.A. Fas hükümeti ile yeniden bir petrol anlaşması yaptı.

“WSRW’nın araştırmasına göre Total daha 6 Aralık 2011’de yoğun bir Offshore-Bloğu imzaladı. WSRW 29 Kasım 2012’de Total’in Batı Sahra’nın bu bölgelerini işgal altında tutan Fas hükümetinin talebi üzerine Batı Sahra’ya geri döndüğünü ortaya çıkardı. Burada her halükârda sözü geçen işletmenin bu bölge için zaten 2001-2004 arasındaki sürede yaptığı anlaşmaya benzer bir arama anlaşması söz konusudur. Bu anlaşmanın süresinin şimdilik 12 ay olacağından söz edilmekteydi. Bu ise, bu anlaşmanın şimdi yani 6 Aralık 2012’de süresinin sona erdiği anlamına gelir. Bu nedenle Total, Sahra Denizi dâhilindeki aramaları – aynı daha 2004’de olduğu gibi –durdurmak veya Batı Sahra’nın işgalci gücü ile yeni bir anlaşma yapıp yapmayacağını açıklamak zorundadır.”[18]

Polisario bu anlaşmayı geçersiz olarak değerlendirmektedir. Burada Fransız emperyalistlerinin çıkarları ile Sahralıların kendi kaderlerini belirleme hakkı karşı karşıya durmaktadır. Bu nedenle onlar (Fransız emperyalistleri –ÇN) BM’de kendi tekel çıkarlarını siyasi olarak savunmaktadırlar. Stockholm International Peace Research Institute’nin (SIPRI) (Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü – ÇN) verilerine göre Fransa’nın ihraç ettiği askeri donanım dışsatımlarının % 8’i Fas’a gitmektedir. Fransa Fas’ın ticaret ortağı olarak gerek ithalatta (% 14 ile), gerekse ihracatta ‘% 21 ile) birinci sırada bulunmaktadır.

AB…

… Yılda 200 milyon Avro ile Fas’daki en büyük (!) yatırımcıdır.[19]

Batı Sahra yer altı kaynakları bakımından zengindir: Elmas, altın, uranyum, bakır, nikel, çinko, kurşun, kobalt ve dünyanın en büyük fosfat kaynaklarından biri burada bulunmaktadır. Sahilleri Afrika’nın balık varlıklarının en zenginlerinden birine sahiptir. Fas Batı Sahra’nın zenginliklerini kârlı bir şekilde AB’ye satmaktadır.

İşgal altındaki bölgelerden yapılan illegal fosfat dışsatımları ile 2008 yılında yaklaşık 48 milyon ABD-doları kazanılmıştır.

AB (bunlar arasında en ön safta İspanya) 2007’de Fas ile bir balık avlama anlaşması yapmıştır. İspanya doğal olarak bunu kendi çıkarları için kullanmaktadır. İspanya daha 1975’deki üç taraflı antlaşma ile çok kapsamlı balık avlama haklarını, Batı Sahra’nın yer altı kaynakları ve zenginliklerinin kesimlerini güvence altına aldı. Fas, Avrupalı balıkçılık filolarına verdiği balık avlama ruhsatlarından yılda 36 milyon Avro kazanmaktadır. (AB-Parlamentosu AB ile Fas arasındaki balıkçılık anlaşmasının uzatılmasını küçük bir çoğunlukla reddetti.)

Ne var ki AB, AB-gemilerinin işgal altındaki bölge sularında yeniden balık avlamalarına izin verilmesi için Fas hükümetine her yıl milyonlarca Avro ödemeyi planlamaktadır. AB, Batı Sahra sahillerinde illegal balık avı için Fas ile yeni görüşme turunu tam da kendisinin Oslo’da Nobel Barış Ödülünü aldığı gün başlattı.

“Batı Sahra Kurtuluş Cephesi Frente Polisario, 26 Kasım 2012’de bir mektup ile Güvenlik Konseyi’ne başvurdu. … Bu mektupta diğerlerinin yanında şunlar denmektedir: ‘Frente Polisario Batı Sahra’nın doğal kaynaklarının sürüp giden illegal araştırılması ve sömürülmesine de dikkat çekmek istiyor. Avrupa Birliği ile Fas’ın Batı Sahra kara sularını kapsayan, daha 2005’de yapılan bir balıkçılık-ortaklık antlaşması (FPA) üzerine görüşmelerin yeniden başlatılması planları ile ilgili olarak derin kaygılarımızı ifade etmek istiyoruz. Bu antlaşmaya ilişkin protokol, bu anlaşma ‘Sahra halkının çıkarları ve isteklerini hiçe sayarak‘ (S/2002/ 161 sayılı BM-Belgesi) gerçekleştiğinden 14 Aralık 2011 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından oylamayla reddedilmiştir. Bu parlamento bununla Birleşmiş Milletler’in 2002 yılı hukuksal desteğinin hükümlerine göre bağımsız olarak yöneltilmeyen bir bölgenin doğal kaynaklarının uluslararası hukuka uygun bir şekilde kullanımı koşullarının yerine getirilmediğini kabul etti. Batı Sahra kaynaklarının hukuka aykırı bir şekilde sömürülmesinin durdurulmasını ve Sahra halkının kendi doğal kaynakları üzerindeki tam egemenliğini zedeleyebilecek anlaşmalar yapmaktan kaçınılmasını Fas ve tüm yabancı tüzel kişilerden talep ediyoruz. “[20]

Daha Şubat 2012’de AB ile Fas arasında yeni bir tarım-anlaşması yapılmıştı. Bu anlaşma da Batı Sahra’nın uluslararası yasal durumunu ihlal etmektedir. İşgal altındaki Batı Sahra’dan Avrupa pazarına çok daha büyük miktarlarda balık ürünleri gelecektir. [21]

Ve diğer taraftan Fas’daki enklavları Melilla ve Ceuta [Bkz: (1) No.lu dipnot – ÇN] İspanyol çıkarları için büyük öneme sahiptir. İspanya bunlar vasıtasıyla AB’ye iltica etmek isteyen insanları bu hapishanelerde tutarak ve işkence yaparak AB’den milyonlarca Avro’yu kasasına doldurmaktadır.

FAC…

Yaklaşık 130 milyon tutarındaki “kalkınma yardımı”nın yanında FAC Fas devletinin asker ve polisini eğitmektedir. Yani kendi ülkesindeki protestoların gaddarca bastırılması ve Sahralılar direnişinin Fas tarafından bastırılması Alman “Know How”u ile gerçekleşmektedir.

Dahası bunun malzemesini de doğal olarak “biz” teslim ediyoruz. FAC son yıllarda neredeyse 70 milyon tutarındaki askeri donanım mallarını Fas’a ihraç etti. Dünya çapında üçüncü büyük silah ihracatçısı olarak Almanya doğal olarak “vazifesinin bilincinde”dir.

“Fas medyası 30 Ekim 2012’de Krallığın Thyssen Krupp Marine Systems şirketinden 209/1100 serisi bir denizaltı almak istediği haberini verdi. ... Bu denizaltı Fas tarafından Batı Sahra veya Cezayir’in bir deniz blokajı için kullanılabilir.” Fas’ın en zorlu rakibi Cezayir de aynı zamanda Alman silahlarıyla mutlu edilmektedir. “Haber dergisi ‘Spiegel’in verdiği bilgilere göre Cezayir de Almanya’dan 54 adet ‘Fuchs’ [‘tilki’ –ÇN ] –nakliyat tanklarını satın almak ve böylesi zincirli motorlu araçlardan 1200 adet de ruhsat ile kendisi üretmek istemektedir. “[22]

Alman denge siyaseti işte budur ve sürüm pazarlarını güvence altına alır!

AB, birinci planda da FAC, “Çöl Elektrik Vizyonu-Enerji-Projesi”, Desertec’in Afrikalı “ortak” devletlerle birlikte geliştirilmesini Kuzey canla başla desteklemektedir. Bu çerçevede ilk olarak Avrupa’ya “yeşil” enerji ihraç etmek amacıyla Fas’da 600 milyon Avroya mal olacak bir güneş enerjisi santrali kurulacaktır. 2050 yılına kadarki toplam yatırım hacmi, bir kaç yüz milyar Avro tutacaktır.

Avrupa elektrik gereksiniminin % 15’ini 2050’ye kadar çöl elektriği ile karşılamak hedeftir. Bu santrallerin ikisinin işgal altındaki Batı Sahra bölgesinde yapılması planlanmaktadır.

Uluslararası hukuka aykırı olarak işgal edilmiş Batı Sahra’dan yeraltı zenginlerinin illegal olarak götürülmesi çeşitli ülkelerdeki Sahra halkının davasının kadın/ erkek destekleyicileri tarafından hırsızlık olarak teşhir edilmektedir. Bu nakliyata katılan gemilerin adları, İMO(gemi)-numaraları ve bağlı bulundukları armatörlükler yayınlanmaktadır. Bunlar arasında 2009’da “işgal altındaki Batı Sahra’dan fosfatın Kolombiya’ya etik olmayan bir şekilde nakil edilmesine katılan” Alman armatörlük şirketi Doehle de bulunmaktadır. (wsrw.org)

Alman tekel holdingi BASF daha 2008’de kendisinin Belçikalı bir şubesi üzerinden Bou-Craa-maden ocağından illegal olarak fosfat ithal etmiştir. Bu konu sorulduğunda bunun üzüntü verici münferit bir durum olduğu güvencesi verildi.

Siemens, Ocak 2012 sonunda Fas’dan rüzgâr tesisleri için büyük bir sipariş hakkında bilgi verdi. Burada yatırım yapılacak yerler Haouma ve Foum El Qued söz konusudur. Enerji santrallerinden birisi Fas’ın güneyinde – yani Batı Sahra’da bulunmaktadır! Ve unutulmasın: Buranın sahibi ve işletmecisi Fas krallık ailesinin NAREVA Holding’idir.

Güya kendi kaderini belirleme için referandumun gerçekleştirilmesi hedefine sahip MİNURSO-misyonu BM-Genel Kurulu tarafından Fransa ve ABD ile birlikte FAC’nin oylarıyla da uzatılmasına karşın, bu devletler pratikte bunu boşa çıkarmaktadırlar. Alman federal hükümeti hiç oralı olmazcasına Batı Sahra’nın statüsünün uluslararası hukuka göre “açıklığa kavuşmamış ve “tartışmalı” olduğunu savunmaktadır.[23]

Oysa federal hükümet pratikte - örneğin yenilenebilir enerjiler konularında Fas’ın – Batı Sahra’nın Fas’ın bütünlüklü parçası olduğu şeklindeki görüşüne düzenli bir şekilde içeriksel olarak katılmaktadır. Teknik İşbirliği için Alman Kurumu (GtZ, bugünkü adı Uluslararası İşbirliği için Kurum, GiZ), “Gelişmekte olan-ve eşik ülkelerdeki rüzgâr gücü –projelerinin geliştirilmesi ve planlanmasında ortak olarak” TERNA-Projesi çerçevesinde “desteklemesi” gerekli olan araştırmaları Fas’da yürütmektedir.    

Bununla ilgili olarak 2007 ülkeler araştırmasında şunlar söylenmektedir: 1991’den beri (yani ateşkes antlaşmasından hemen sonra) toplanan veriler, Fas’ın, özellikle Tangier, Ksar, Sghir ve Tétouan ve de Dakhla, Laayoune, Tarfaya ve Essaouira çevrelerindeki bölgelerde rüzgâr enerjisi elde etme konusunda mükemmel bir potansiyele sahip birçok alanı elinde bulundurduğunu onaylamaktadırlar.” Dakhla ve Laayoune Batı Sahra’dadır!

Sol Partinin federal mecliste yönelttiği bir soru önergesine verdiği cevapta federal hükümet bu bilgileri onayladı ve somut olarak anlaşılmaz, muğlak yanıtlar verdi.

AB ile Fas arasındaki balık avlama anlaşması ile ilgili olarak “küçük soru üzerine verilen” “cevapta” bu anlaşmanın Fas ve Fas’ın hukuki denetimi altındaki bölgeler[24] için geçerli olduğu savunuldu.

Her şey apaçık! Batı Sahra işgal edilmiş ülke olarak Fas’ın hukuki denetimi altındadır ve bu nedenle ‘biz’ bu ülkede işler ve projeler yapıyoruz. Bu bizim her zaman kafa sallayıp, onayladığımız BM-kararlarıyla bütünüyle çelişiyor.Ama olsun. [25]

Dışişleri bakanı Westerwelle Kasım 2010’da Fas’a yaptığı ziyarette şunu vurguladı: “Desertec-girişimi enerji işbirliğinin bir kilometre taşı olabilir.” O, Güneş enerjisinin genişletilmesi için yatırımlara FAC-tarafından 40 milyon Avro’nun güvencesini verdi. “Fas’a güneş enerji planı için üç milyon Avro” daha verilmesi tartışılıyor. Westerwelle’nin bu ziyareti Batı Sahra’daki “Onur Kampı” çadır kentinin zor kullanılarak tahrip edilmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. Oysa bu Alman emperyalistlerinin hızla gelişmekte olan yatırım faaliyetlerini hiçbir şekilde kesintiye uğratmadı. Tersine. Westerwelle yaptığı görüşmelerde şunun altını çizdi: “Almanya ve Fas mükemmel bir ortaklık ilişkisi içindedirler. “ (27)

Federal hükümetin Fas kralı ile tüm alanlarda en sıkı bir şekilde işbirliği yapması kimseyi şaşırtmamalıdır. İnsan hakları Alman dış siyasetini, yalnızca onun Alman sermayesine yararlı olduğu yerlerde, yani kendilerinin işine gelmeyen rejimleri (gerekirse) askeri (olarak da) devre dışı bırakmak için bir işleve sahip olursa, ancak o zaman ilgilendirir.


[1]     Nüfus ile ilgili tüm sayılar veriler Almanya’daki Frente Polisario’nun sözcüsünden

[2]     ) APEP (Agencia de Prensa Espana Popular), Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti –Özgürlüğü Tüfekle fethedeceğiz, Report 1, hangi yıl olduğu belirtilmemiş, ihtimalen 1976, sf: 10

[3]     The Court examines: resolutions adopted by the General Assembly on the subject, from resolution 1514 (XV) of 14 December 1960, the Declaration on the Granting of Independence to Colonial Countries and Peoples, to resolution 3292 (XXJX) on Western Sahara, international court of justice http://www.icj-cij.org/docket/index.php?p1=3&p2=4&k=69&case=61&code =sa&p3=5)

[4]     APEP, Bilirkişi Raporu, Basın için Nüsha, Report No: 1, sf: 50

[5]     “Bloksuz Devletler Hareketi” 1961’de, hiçbir askeri ittifaka dâhil olmayan ve Doğu-Batı Çatışmasında “tarafsız” kalan Yugoslavya, Endonezya vs. gibi devletler tarafından kuruldu. 1991’de Varşova-Anlaşması’nın fesih edilmesiyle bu ittifak siyasi önemini yitirdi. 2006 itibariyle 118 devlet bu devletler ittifakının üyesidirler.

[6]              Peter Hunziker, Eski İspanyol Sömürgesi Batı Sahra uğruna Çatışma, 1976’da ortaya çıkışından onun enternasyonalleştiği 1986 yılına kadar, 2004’den alıntı, sf:32, www.peterhunziker.ch/lizenziat.pdf

[7]              FAC Haziran 1993’den Haziran 1996’ya kadar küçük bir polis kontenjanı (her keresinde Federal Sınır Koruma Teşkilatı mensubu 5 polis memuru) ile MINURSO’ya katıldı. Federal merkezi devlet/eyaletler Çalışma Grubu Uluslararası Polis Misyonu, Alman Polisinin yurt dışında görevlendirilmesi, www.bundes-polizei.de/cl. 

[8]     www.ag-friedensforschung.de/regionen/Westsahara/un-nieth-html

[9]              1976’dan beri Polisario’nun Genel Sekreteri ve 1982’den beri DARS’ın devlet başkanı. DARS- hükümetinin başında 2003’den buyana Abdülkadir Talip Ömer bulunuyor.

[10]    Alfred Hackenberger, Batı Sahra Uğruna Mücadele – Fas tarafından ilhak edilen ülke üzerine 30 yıldır varlığını sürdüren çatışma yeniden alevleniyor, 10. 06. 2005, www.heise.de

[11]            Amnesty International’in (Uluslararası Af Örgütü - ÇN) son on yıldan bugüne kadarki her yıllık raporunda Fas devletinin Sahralı aktifistlere karşı uyguladığı yasadışı tutuklamalar, işkenceler, kaybetmeler, bütünüyle haktan yoksunluk sayılmaktadır.

[12]    Ralf Steck, İşgal altındaki Batı Sahra’da olağanüstü hal, Telepolis, 10. 11. 2010, www.heise.de

[13]            WSRW – Western Sahara Resource Watsch, Mülteciler, 16. 06. 2010, www.wsrw.org

[14]    Florian Wilde, Batı Sahra’daki Kurtuluş Mücadelesi ile Dayanışma, Avrupa Sol Partisi’nin Güney Cezayir ve Batı Sahra’daki kurtarılmış bölgelerdeki Batı Sahra mülteci kamplarına giden Dayanışma Delegesyonunun Raporu, 28 Ekim’den 1 Kasım 2012’ye kadar, 06. 11. 2012, www.die-linke.de

[15]    Gerd Schumann, Ateş ve Su – Kendi Kaderini Belirlemenin Zorlu Yolu veya: Silahlı Mücadele – evet mi hayır mı? Polisario’yu ziyaret, 22. 12. 2007, junge Welt

[16]    Karşılaştırmak için: Sahralı mültecilerinin yararına WFP, ECHO ve UNHCR’in uluslararası yardımı 2007 yılında yaklaşık 30 milyon dolar tuttu, İlticacılar, 16. 06. 2010, www.wsrw.org

[17]            Ralf Streck, Batı Sahra ile ilgili sürpriz olan karar, Fas Balkanlaştırma uyarısı yapıyor, ABD ve Fransa ‘nın petrol çıkarları var, Telepolis, 02. 08. 2002, www.heise.de

[18]    04. 12. 2012, www.wsrw.org

[19]         Fischer Weltalmanach 2013, sf: 306

[20]         F. Polisario AB-balıkçılık siyaseti hakkında kaygılanıyor, 29. 11. 2012, http://www.wsrw.org/a180x2423

[21]    Fas ve AB tarım gümrüklerini kaldırıyorlar, 17. 02. 2012, agrarheute.com Yazı Kurulu

[22]    Fas Almanya’da denizaltı satın almak istiyor – Cezayir tank ve fırkateyn satın alıyor, Almanya Kuzey Afrika’da silahlanma yarışını körüklüyor, 13. 11. 2012, www.gfbv.de/pressemit

[23]         Alman Parlamentosu’nun Bilimsel Hizmetleri, Anja Schubert, Batı Sahra’nın uluslararası hukuksal statüsü, infobrief WD 2 – 3010 – 129/11, 2011, www.bundestag.de

[24]          Alman Federal Parlamentosu, Yayınları17/1521, Federal Hükümetin Yanıtı, sf:4, 26. 04. 2010, www.bundestag.de

[25]    Christoph Marischka, ‘kendi hükümetine sahip olmayan bölgeler’de ortak pazarlar kazanmak?, 20. 02. 2012, www.heise.de/tp/artikel36

TÜM KUTULAR: [Tüm Kutular orijinalde çerçeve içinde ve gri renkte sütun(lar) halindedir – ÇN ]

 İspanya, Fas ve Moritanya arasındaki “Madrid Antlaşması”

O zamanlar geniş kapsamlı anlaşmaların sadece kısa bir özeti yayınlandı, geri kalanlar önce gizli kaldı. Bu antlaşmanın merkezi noktaları şunlardır: ‘Bölgedeki İspanyol varlığı 28 Şubat 1976’dan önce sona erecektir’ ve ‘İspanya bölgede Fas ve Moritanya’nın katılımı ile birlikte geçici bir yönetimi derhal (yaratacak)tır’. “İspanyol basını, İspanya’nın Sahralılara ihaneti ve tüm BM-kararlarının ihlal edilmesi için Fas’ın hangi bedeli önerdiğini ancak 1978’de ifşa etti. Bu antlaşmanın gizli ek tutanaklarında 800 İspanyol teknesine Kuzeybatı Afrika sahillerinde 12 yıl boyunca balık avlama hakları verilmekte ve Batı Sahra’daki yer altı zenginliklerinin çıkarılmasında yüzde 35 oranındaki hisselerin İspanya’ya verilmesi vaat edilmektedir. Buna uygun olarak İspanya, bu anlaşma ile yüzde 65’i Fas şirketi Office Cherifien de Phosphat’a devredilen Bou-Craa Fosfat Maden Ocağı hisselerinin yüzde 35’ini de almaktadır. Ayrıca Fas, Hueva’daki gübre fabrikasına tonu 15 dolar gibi çok ucuz bir fiyata 300 milyon ABD-doları değerinde fosfatı teslim edecektir. Ve (Fas kralı – TA) Hasan, Büyük Britanya’nın Cebelitarık’ı İspanya’ya verene kadar Akdeniz sahilindeki İspanyol Enklavları Ceuta ve Melilla üzerindeki taleplerini geri çekeceğine söz verdi. Son olarak Fas İspanya’ya Batı Sahra’daki askeri üslerin kullanılması ve Kanarya adalarındaki ayrılıkçı hareket MPAİAC’ye karşı mücadelede onun (İspanya’nın –ÇN) desteklenmesinin güvencesini verdi.” El Ouali, Frente Polisario’nun genel sekreteri Cezayir kentinde 15 Kasım 1975’de şunu açıkladı: “Şu anda Faslı işgalcilerin karşısında duran halkımız İspanya, Fas ve Moritanya arasında Madrid’de yapılan antlaşmanın geçersiz olduğunu açıklar. Bu antlaşma saldırı ve yağmacılığın bir edimidir.”

“Madrid Antlaşması”, Avusturya-Sahra Cemiyeti, oesg.ws/?pid=16&id=28

Fas’ın Barbarlığı

Abdati Salama (70 yaşında): … Sadece ben değil, bilakis bir çok Sahralı o zamanlar çöle, Frente Polisario tarafından kontrol edilip yönetilen bölgelere kaçtı. Fakat Faslılar bizi uçaklarla takip ettiler. Asla unutamayacağım bir gün var. O zamanlar Batı Sahra’nın Kuzey sahilinde küçük bir semt olan Oum Dreiga’da çadır kurmuştuk. Burada 25.000’den fazla mülteci bir araya gelmişti. Çoğunluğu çocuklar, kadınlar ve yaşlı insanlardı, çünkü genç erkekler Polisario’ya katılmıştı. Birden ufukta uçaklar göründü. Kampımız etrafında dolandılar ve sonra kayboldular. Bunlar istihbarat uçaklarıydı ve içimizden bazıları bunların açlık çeken insanlar için gıda maddeleri getirdiğini düşündü. Üç gün sonra Fas Hava Kuvvetleri bombardıman uçaklarıyla geldi. Napalm-, fosfor ve parça tesirli bombalar aniden kampın üzerine atıldığında neredeyse tüm insanlar çadırlarındaydı. Yüzlerce, binlerce çocuk, kadın ve yaşlılar bu sabah vakti katledildi ve yaralandı. Sonrasında bizim için şu açık idi: Kendi memleketimizde artık güvence altında değildik ve sınırı geçerek Güney Cezayir’e kaçmak zorunda kaldık.

Sahralıların, Aralık 1975’de Moritanyalı askeri birliklerin güneyden girmesinden sonraki Fas’ın gaddarca istilası üzerine görgü tanıklarının verdiği bilgiler tarafsız gözlemciler tarafından onaylanmıştır. Hem Kızıl Haç’ın Uluslararası Komitesi, hem de İsviçreli bir hekimler ekibi 1976 başında Fas Ordusunun napalm bombaları attığına tanıktırlar. Denis Payot, İnsan Hakları Ligi Genel Sekreteri, savaş başladıktan hemen sonra BM-Mülteciler Örgütü adına bölgeyi birçok kez ziyaret etti. Kendisi “en vahşi barbarlığın ifadesi olan dehşet eylemleri”nden söz etti ve Sahralıları “tehdit eden” bir “soykırım” uyarısı yaptı. Savaş yürüten ülkelerin uluslararası hukukun yerdiği silahları kullandıklarını onayladı: ‘Biz, gaz bombaların kör ettiği, napalm bombasının yaktığı çocuklar gördük.’ (Karl Rössel, “Rüzgâr, Kum ve (Mercedes) Yıldızı, Özgürlük İçin Unutulan Savaş”, Horlemann Yayınevi, 1991).

“Sürgüne Kaçış”, Avusturya-Sahra Cemiyeti, oesg.ws

Frente Polisario 1974

Bir Referandum için

On Koşul

1. Bu sorunda sadece iki taraf vardır: Bir yanda haklı talepleriyle Saguiat ve Rio halkı ve diğer yanda faşist düşman İspanya.

2. Tüm İspanyol askeri birliklerin geri çekilmesi ve onların yerine F. Polisario gerillalarının geçmesi.

3. İspanyol İdaresinin geri çekilmesi ve onun yerine ulusal makamların geçmesi.

4. Yerli Sahralı mültecilerin memleketlerine geri dönmesi.

5. Yabancıların iç işlere karışmasına hayır.

6. Tüm yabancı sömürgecilerin nihai olarak geri çekilmesi.

7. Sahra sınırlarında konuşlanmış yabancı askeri birliklerin geri çekilmesi.

8. Referandumun sonucu tam bağımsızlık olmalıdır.

9.  Referandum BM ve Arap Ligi’nin denetimi altında yürütülmelidir.

10. Ulusal yer altı kaynaklarımızın sömürülmesi durdurulmalıdır.

Fas ve Arap Baharı

Fas’da aşırı derecede yüksek bir gençlik işsizliği hüküm sürmektedir, bu özellikle üniversite-yüksek okul mezunlarında neredeyse % 40 civarındadır. Bu oran, geçmiş yıllarda sürekli bir ekonomik büyüme olmasına karşın, Tunus (% 30) ve Mısır (% 25)’dekinden çok daha yüksektir. Gini-endeksi (adil dağılım) % 39,5 civarındadır. Bu değer, Tunus’dakinin (diktatör Bin Ali egemenliği sırasındaki) aynısı olup, ama Mübarek döneminin Mısır’ının gerisindedir ( % 34,4). Okuma-yazma bilmeyenlerin oranı neredeyse % 50’dir. Arap ülkelerindeki okuma-yazma bilmeyenlerin oranı ortalama % 30 civarındadır. (Friedrich-Ebert Vakfı: library.fes.de/pdf-files/iez/08459.pdf. Eylül 2011)

20 Şubat 2011 tarihinde, “Onur Günü” olarak adlandırılan günde, binlerce kadın-erkek Faslı siyasi reformlar ve daha fazla demokrasi için, yolsuzluk ve işkenceye karşı ve gençliğin perspektifsizliğine karşı yürüdüler. “Arap Baharı” süreci içinde Fas kralı, halkın hiddetinin önüne set çekmek için gıda maddeleri, tüketim ürünleri ve gazın devlet tarafından destekleneceği sözünü verdi.

Kral, 17 Haziran 2011’de ilan edilen Anayasa reformunun ayrıntılarını açıkladı: Berber dili Tamazight için hak eşitliği (en büyük nüfus grubunun sakinleştirilmesi için), gelecekte parlamento ve hükümet seçilebilir, kuvvetler ayrımı ve yargı bağımsızlığı, siyasette şeffaflık ve hesap verme, insan haklarının anayasal hak haline getirilmesi, bir gençlik konseyinin kurulması, anayasada kadınlara hak eşitliği, hemen hemen 200 siyasi tutuklunun af edilmesi, 4.000 işsiz yüksekokul mezununun devlet hizmetinde işe alınması, medya sansürünün hafifletilmesi. (Friedrich-Ebert Vakfı: library.fes.de/pdf-files/iez/08459.pdf) Oysa tüm bunlar sadece “görünürdeki” kâğıt üzerindeki reformlardır. Kral VI. Muhammed’in gücü, devletin başı ve ordunun başkomutanı olarak kesintisiz sürmektedir. Gizli zindanlardaki faşist terör vahşice devam etmektedir. Sözde “hakikat komisyonu” özünde bir maskaralıktır.

Bütünüyle 2012 yılı giderek yinelenerek alevlenen emekçilerin protestolarıyla sarsılmıştır. Korkunç zamlar ve dramatik derecede yüksek işsizler sayısı, siyasi baskı ve sosyal dışlanma, insanları, her şeyden önce gençleri sokağa dökmektedir. Rejimin yanıtı hep aynıdır: Gaddarca bastırma.

Fas AB-dil jargonunda “istikrarlı devlet” ve “bazı zaafları ile birlikte güvenilir ekonomik ortak” olarak adlandırılmaktadır. Sözü edilen “bazı zaaflar” ise , diğer Arap devletlerindeki “dramatik” durum nedeniyle bizzat kendilerini “insan hakları peygamberleri” olarak adlandıran AB için ihmal edilebilir şeylerdir.


İşgalci Hukuku

Fas’ın Sahralılar için verdiği kimlikler, sahibini güvenlik güçleri tarafından hemen tanınır kılan üzerlerinde bulunan bir “S” ile işaretlenmiştir… Bu bürokratik ayrımcılık işgal altındaki Batı Sahra nüfusunun kontrol edilmesine ve onların seyahat özgürlüğünün katı bir şekilde sınırlandırılmasına hizmet etmektedir. Batı Sahra sakinleri bir yasa sayesinde işgal altındaki bölgeleri terk edemezler. Birçokları, bu bağlamda işkence olaylarının, tutuklama ve hapishaneye atılma haberlerinin de geldiği Cezayir’e (diğerlerinin yanında Oujda bölgesine) kaçmaya çalışıyorlar. İşgal edilmiş bölgeler dışındaki kimlik kontrollerinde Batı Sahra’nın her sakini kendisinin kayıtlı bulunduğu bölgenin dışında neden bulunduğunu açıklamak zorundadır. Yetersiz bir açıklama halinde söz konusu kişi derhal keyfi tutuklanmaya ve kötü davranışa maruz kalır. Faslı resmi makamlar Batı Sahra nüfusuna çok az pasaport vermektedir; burada da onlar baskı ve tehditlerle karşı karşıyadır. Aile fertleri birlikte seyahat edemezler; bir çocuk veya ana-babadan biri adeta rehine olarak, geriye dönme garantisinin bir türü olarak evde kalmak zorundadır.

Margot Keßler, Batı Sahra: İnsan hakları neden uluslararası hukuktan ayrılamazdır, 2001,

www.oesgw.ws/medienarchiv

Batı Sahra dOCUMENTA 2012 Kassel’de

Robin Kahn ve La Cooperativa Unidad Nacional Mujeres Saharauis (Batı Sahra Kadınlarının Ulusal Birliği Kooperatifi)

The Art of Sahrawi Cooking (2012) [Sahraca Yemek Pişirme Sanatı - ÇN], İspanya’nın 1976’da bölgeyi terk ettikten sonra Fas tarafından ilhak edilen kendi memleketlerinde hapis olan eski İspanyol sömürgesi Batı Sahra’lı kadınların diktiği törensel kutlamalar için boş duran bir çöl çadırıdır. Bu çalışma kelimenin tam anlamıyla düş tasviri olarak ortaya çıktı: Bu canlandırma ünlü şair ve tarihçi Peter Lamborn Wilson tarafından 2009’da bir ay boyunca Batı Sahra’daki kadınların yanında yaşayan ve bundan bir yıl sonra Dining in Refugee Camps: The Art of Sahrawi Cookung (Mülteci kamplarında yemek yemek: Sahra Mutfak Sanatı) kitabını yayımlayan Newyork’lu kadın sanatçı Robin Kahn ile işbirliği içinde düşünüldü. Wilson bir akşam Kahn’ın kitabını okuduktan sonra içinde Batı Sahralı kadınların lezzetli kuskus hazırladıkları ve bunu da documenta ziyaretçilerine sundukları bir çadırı düşledi. Bunu Kahn’a ve documenta-düzenleyicilerine anlattı ve artık şimdi onların büyük vizyonları meyve verdi ve görünmeyeni görülür hale getiriyor.

Kayıplara karışma, tarihin kaybedenlerinin kaderidir.

Fas hükümetinin kendilerini zorladığı gaddarca koşullar altında hayatta kalan Batı Sahra’nın eskiden beri yerleşik (kadim) halklarının insanlığın dünya haritasından kaybolduğu söylenebilir: devletsiz, dünyanın arta kalanı tarafından tanınmayan, çöl kumunda kaybolmuş, yaklaşık üç milyon kara mayını arasında yaşayan yaklaşık 200.000 insandan oluşan bir kitle. Kaybedilmek, görülmez hale getirmek ve kökünü kurutmak modern dünyanın her yerinde karşılaşılan taktiklerdir; ama normal olarak son otuz yıl içinde Latin Amerika’da her şeyden önce Arjantin, Kolombiya ve Guatemala’da tek tek kişilere karşı uygulanmaktadır.

Oysa Batı Sahra somutunda kaybetme cürümü tüm bir halka karşı işlenmektedir. Onlar insancıl subjeler olarak varlıklarını sürdürüyorlar, ama devletsizler olarak ve bu nedenle mevcut olmayan ulus olarak onlar imha edilmiştirler. Onlar geleneksel olarak kendi memleketleri olan ve balık, petrol ve fosfat bakımından zengin, kuzey-güney yönünde neredeyse 3000 kilometre uzunluğunda sürüp giden Faslı askerlerin koruduğu ve kara mayınlarıyla güvence altına alınmış bir duvarın ikiye ayırdığı bir ülkede, yardım örgütlerinin gıda maddesi ve su vermesi sayesinde hayatta kalıyorlar.

Avrupa 20. Yüzyılda bizzat kendisinin tarihindeki devletsiz insanların rolünü unuttu; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bürokratlar sınırları tekrar ve yineleyerek yeniden çizerek sayısız insanları haritadan sildiler.

Alman yazarı B. Traven bu durumu belleklere kazınır bir şekilde 1926 yılının “Ölü Gemisi” adlı romanında yazdı; Walter Benjamin de kökünü kazımanın bu durumunu eserinin merkezine koydu.

dOCUMENTA (13) vesilesiyle Batı Sahra’nın çadır sakinleri kamuoyunu kuskus yedikleri ve sadece onların acil durumu hakkında bilgilenmekle kalmayıp, aynı zamanda onların yaratıcı çalışmasını, hayran kaldıkları ve yeni ve daha iyice bir dünyanın inşasında sanatın rolünü tanıyabilecekleri kendi dünyalarının kalbine davet ediyorlar.

           dOCUMENTA (13), „Rehber Kitabı“, Katalog 3/3, Sf. 268


Röportaj

Frente Polisario’un 13. Kongresi

 Aralık 2011 başı

 Bu kongreye katılan antiemperyalist bir dost olan Frank ile bir röportaj yaptık.

1

Sen Frente Polisario‘nun Batı Sahra’da Aralık 2011’de yapılan 13. Kongresi’ndeydin. Oraya nasıl gittin?

Bir kadın yoldaş, bana bu kongreyi Avrupa Sol Partisi için izleyecek bir delegasyona katılacağını anlattı. Ben Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin (DARS) Almanya’da kabul edilmiş elçisini tanımıyorum; onunla bağlantıya geçtim ve sonra özel kişi olarak delegasyona katıldım. Bu delegasyon sonra Madrid’den Cezayir kenti üzerinden Batı Cezayir’deki Tindouf’a uçtu. Orada diğer izleyiciler ve destekleyiciler ile buluştuk ve daha sonra büyük bir konvoy halinde çölden geçerek kongrenin yapıldığı “kurtarılmış bölgelere” gidildi.

 

2

 SOL Partisi üzerinden Frente ile nasıl bir bağlantı var?

Bu konuda az şeyler söyleyebilirim. Yukarıda söylendiği üzere Avrupa Sol Partisi Alman bir delege yolladı ve federal meclis milletvekili Sevim Dağdelen’in bu konuda faal olduğunu, Frente doğrultusunda soru önergeleri ve başvurular yaptığını ve bir kez de oraya gitmek istediğini, sonra onun Fas’dan yurtdışı edildiğini biliyorum. Daha fazla kurumsal bağlantılar olup olmadığını bilmiyorum. Ama Frente’nin CDU’nun (Hristiyan Demokrat Birliği – ÇN) ve Avrupa Parlamentosu’ndaki muhafazakârların diğer partilerinin milletvekilleri ile bağlantı içinde olduklarını biliyorum.

 

3

 Antiemperyalistlerin Frente ile dayanışmalarını şu veya bu şekilde durdurmalarının nedenleri neydi?

İspanya’da bana antiemperyalist görünen kadın/erkek destekleyici grupların çok sıkı bir ağı vardır; Avrupa ülkelerinin çoğunda bunun gibi daha küçükçe ağlar ve gruplar bulunmaktadır. Almanya’da da bana diğer siyasi gruplar, hedefler ve tartışmalardan oysa tuhaf bir şekilde kopuk görünenler vardır. Bir zamanlar Almanya’da da iyi örgütlenmiş sol, antiemperyalist Frente ile bir dayanışma vardı; ama bu daha sonra şu veya bu şekilde dağıldı. Kanımca bu dağılmanın Polisario’ya karşı yönelen işkence ithamları ile ilgiliydi ve Polisario bu ithamlar hakkında tavır takınmadı ve tartışmalar şu türdeki eleştirisel dayanışma hakkında ortaya çıktı: Bu konudaki eleştiri nereye kadar kabul edilebilirdir veya aslında hâlâ neyi destekleyebiliriz.

 

4

 Kongrede hangi kararlar alındı?

Silahlı mücadeleye yeniden başlanılması sorunu benim için en belirleyici olandı veya şöyle söyleyeyim, en ilginç olanıydı. Bunun yanında gençliğin, yüksek öğrenim görenlerin ve diğer birçok konunun yanında kadınların rolü de çok yoğun bir şekilde tartışıldı. Sonunda hükümet onaylandı, ama bunun için askeri hazırlıklarını yoğunlaştırmak sözünü vermek zorunda kaldı. Yeniden savaşabilecek duruma gelene dek üç aya gereksinim duyulduğundan ve yine de diplomatik alanda hatırı sayılır ilerlemelerin olup olmadığının biraz daha beklenmek istendiği hakkında çokça konuşuldu. Oysa Libya-savaşı nedeniyle bölgenin istikrarsızlaştırılması, Azawad’ın (Azawad: Tuareg’in yerleştiği Kuzey Mali’de bir bölge, 06 Nisan 2012’de bağımsızlık, TA) bağımsızlığını ilan etmesi ve bölgenin tümündeki ayaklanmanın bastırılmasının artan yoğunlaştırılması dolayısıyla bana göre askeri opsiyon şimdilik gündemden kalktı.

 
 

5

 Orada delege olarak ve gözlemci olarak kimler vardı?

Gözlemci olarak Avrupa’dan medya mensupları ve dayanışma gruplarından insanlar, Latin Amerika, Afrika ve Asya’dan daha küçük gruplar gibi birçokları olmak üzere yaklaşık 200 kişi vardı diyebilirim. D.y.(diğerlerinin yanında) selamlama mesajları okuyan uluslararası delegeler Afrika’dan ve Latin Amerika’daki sol hükümetlerden epeyi yüksek kademedeki hükümet temsilcileri ve İspanya’dan birçok insan, yerel parlamentolardan parti temsilcileri veya insanlar vs. hazır bulundular.

 

6

 “Latin Amerika’daki sol hükümetler”in Batı Sahra’da hangi çıkarları var?

Onların bunu kendilerinin uluslararası dayanışmasının parçası olarak veya aynı Chavez’in anladığı gibi jeopolitiğin parçası olarak, yani sol hükümetleri, “kurtuluş hareketlerini” birlikte hareket edecek konuma getirmek ve enternasyonal ittifaklar ile ilgili olarak seçenekler sunmak projesi olduğunu sanıyorum. Polisario açısından devletler tarafından da tanınmak ve desteklenme doğal olarak iyidir. Bu delegelerin konuşmaları en siyasi olanlardı; ben bunu çok canlı ve cesaretlendirici buldum. Afrikalı delegelerin çoğu her ne kadar şu veya bu şekilde sömürgeciliğe atıfta bulunsalar da sol veya antiemperyalist içerikleri neredeyse hiç savunmadılar. Lakin sadece bağımsızlıktan söz edildiğinde, Fas eleştirildiğinde veya Cezayir övüldüğünde işte o zaman daha fazla alkış vardı.

 

7

 Şöyle bir şey okudum: “Nijerya büyük elçisi herkes içinde en açık bir şekilde savaşsal bir çözümden yana tavır takındı ve ülkesinin bunun için silah vereceğini ima etti”. Nijerya bununla neyi kastediyor?

Bu benim için sürpriz oldu. Nijerya kendisini aslında bir bütün olarak bölgede bir yerel güç olarak görmektedir. Onlar şu anda Mali’ye müdahaleye hazır olmalarını Nijeryalı güya veya gerçek İslami grupların Mali’de geri çekilebilecekleri yerlere sahip olduklarıyla da gerekçelendirmektedirler. Oysa bu bölgede Cezayir de epeyi nüfuza sahiptir ve Frente ile çok iyi bağlantıları vardır; bu nedenle onların [Nijerya’nın –Ç N] çatışmayı çok ciddiye aldıklarını ve burada kenarda durmak, alanı Cezayir’e terk etmek istemediklerini sanıyorum. Belki de burada huzursuzluk çıkartmak, sonradan yine düzen gücü olarak ortaya çıkmayı olanak olarak da gördüler. Bilindiği üzere bölgede ECOWAS (Batı Afrikalı Devletlerin Ekonomik Ortaklığı, bu örgüt ECOMOG adlı bir askeri müdahale birliğine sahiptir – TA) çok faaldir ve burada Nijerya hemen hemen NATO’da ABD’nin oynadığı rolü oynamaktadır.

 

8

 Batı Sahra’daki yaşam koşulları hakkında bir şeyler anlatabilir misin?

Sahilde “işgal edilmiş bölgeler” diye adlandırılan yerlerde Sahralılar yoğun bir şekilde ayrımcılığa uğramakta, neredeyse hiçbir şekilde ekonomik faaliyet gösterememekte ve birçokları çok kötü koşullarda ve belirsiz bir süre boyunca zindanlarda yatmakta, bazıları da kaybolmaktadır. “Kurtarılmış bölgeler”de askerlerin dışında kıt-kanaat göçebe hayvancılıktan geçimini sağlayan çok az insan yaşadığını sanıyorum. Mülteci kamplarında insanlar neredeyse tamamıyla – Polisario tarafından dağıtılan – insani yardımla veya bizzat Frente için çalışarak yaşıyorlar. Zaten bunlar kerpiçten barakalardır; elektrik vardır, ama buralarda kentsel alt yapı ve zanaatkârlık –küçük sanayi gibi kalıcı çözüm olabilecek her şeyden de kaçınılmaktadır. Yani insani olarak bu durum çok kötü değildir; ama işte çok perspektifsizdir ve bu perspektifsizlik belirli bir oranda siyasi olarak da istenen bir şeydir.

 

9

  Birkaç Arap ülkesindeki kitlesel ayaklanmaların (Arap Baharı ) Batı Sahra veya Frente Polisario üzerinde hangi etkileri vardır?

Ben bu konuda sadece kendi izlenimlerimi yansıtabilirim. Hatta bazıları bu arada Arap Baharı’nın aslında Kasım 2010’da işgal edilmiş bölgelerde Sahralıların protesto kampları ile başladığı ve bunu batıda Occupy (işgal et!)-hareketinin izlediği görüşünü belirttiler. Bu arada oralardaki her şey biraz daha endişe verici görülüyor. Her ne kadar Gaddafi Polisario’nun destekleyicisi olarak kabul edilse de, onun devrilmesinden üzüntü duyduğunu bize hiç kimse söylemedi. Tersine özellikle gençlik nezdinde eski rejime karşı çıkan hafif silahlı isyancıların resimlerinin daha ziyade cesaretlendirici etki yaptığı görülüyor. Belki de batının Libya’da görünürde ezilenlerin yanında yer aldığında, bunun geride bıraktığı izlenim biraz küçümsenmektedir. Bu beni zaten şaşırtmıştı, ama böyle görünüyordu. Belki de bu resmi çizginin tekrarlanması idi; bazı noktalarda uluslararası gözlemcilerle açık konuşulmadığı, herkesin yekpare bir görüşü savunduklarının göründüğü izlenimi vardı.

 

10

 BM, MİNURSO-mandası ile Batı Sahra’dadır. Onlar nerededirler, görevleri nelerdir? BM-Mandasının genişletilmesinde söz konusu olan nedir? Genişletme söz konusu olduğunda Fransa BM-Güvenlik Konseyi’nde neden veto etti?

Aslında ateşkesin denetlenmesi ve bir referandumun hazırlanması (Misyon adındaki R harfi bunun içindir) MİNURSO’nun göreviydi. Oysa Fas referandumu bloke etti ve bu, ilgili devletler tarafından Genel Kurul’un kararlarına rağmen hoş görülmekte veya desteklenmektedir. Bu nedenle onlar zaten her iki tarafın da uyduğu bir ateşkesi denetlemektedirler. Bunlar küçük üslerde yaşayan ve işgal edilmiş bölgelerde Faslı güvenlik güçleriyle sıkı ve iyi ve “kurtarılmış bölgeler”de Frente Polisario ile sıkı ve iyi işbirliği yapan küçük uluslararası gözlemci grupçuklarıdır. Frente, bunun için daha fazla dikkat çekmek için kendisinin işgal altındaki bölgelerdeki mandasının insan hakları durumunu da kapsamasını yıllardır islemektedir. Fas bunu istemiyor ve Fransa bu sorunlarda kesinlikle Fas çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.

 

11

 Almanya bağıntısında: Almanya’nın Batı Sahra’da hangi çıkarları var. FAC bağımsızlık üzerine referandum ile ilgili olarak nasıl davranıyor Desertec’e kimler katılıyor ve Almanya ile Batı Sahra / veya Fas arasında hangi anlaşmalar var?

Almanya, AB ve NATO, Fas bölgede en iyi ve en istikrarlı müttefik olduğundan, göç ve güvenlik politikası sorunlarında Fas ile iyi bir işbirliğine sahiptir. Bunun yanında Alman ve Avrupalı firmalar Batı Sahra’daki fosfat kaynaklarının sömürülmesindeki çok uygun koşullardan ve Batı Sahra sahillerindeki balık avlanma alanlarından kârlı çıkıyorlar. Dahası bir de Alman sermayesi, Münchner Rück, Siemens, Deutsche Bank, RWE tarafından domine edilen Kuzey Afrika’da rüzgâr ve güneş enerjisi elde edilerek Avrupa’ya satılması tasarlanan sanayi projesi Desertec vardır. GİZ (Uluslararası İşbirliği İçin Alman Cemiyeti, eskiden GtZ) – işgal edilmiş bölgelerde de – daha şimdiden ön çalışmayı yaptı ve Fas ile İspanya arasında zaten bir hat mevcuttur. Bu nedenle d.y. bu projenin Batı Sahra’da başlayacağından yola çıkılmalıdır.

 

12

 Sen Frente Polisario’yu biraz tanıdın. O nasıl örgütlüdür, kendisini nasıl finanse ediyor? İçinde kaç kadın çalışıyor? Hangi eleştirilerin var?

Atmosfer çok hoş ve dostçaydı ve çok da heyecanlıydı. Çöldeki basit koşullarda yaşayan bu insanların çoğu yurtdışında öğrenim görmüşler ve çok çeşitli diller konuşuyorlar. Erkekler ve kadınlar ağırlıklı olarak ayrı gruplarda hareket ediyorlar ve kadın delegelerin oranı her halükârda düşüktü; diğer tarafta burada ataerkil düzenin kendisini gösterdiği gibi veya İslam’a sıkça atfedildiği üzere ayrımcılığın biçimlerini veya baskıyı, örneğin konuşma davranışlarında göremedim. Frente kendisini devletlerden aldığı destek ve insani yardımın idaresi üzerinden finanse ediyor. Bu doğal olarak rüşvetçilik tehlikesini içinde barındırıyor. Birçok insan profesyonel diplomatlar veya siyasetçiler gibi davranıyor; ama bu davranış çok apolitik. Siyasi söylemler neredeyse hiç yok; sadece Fas’a karşı reddediş, kendisinin bağımsız bir devleti olması dileği ve bana göre tehlikeli derecede abartılan geniş kapsamlı, “halka” ait ve kullanılmasında öz yönetim istenen hammaddelere atıfta bulunma. Refahın dağıtılmasının nasıl örgütleneceği sorum üzerine yüksek öğrenimdekilerin örgütünün resmi bir sözcüsü, orada öyle ya herkes zengin olduğundan, yeterli derecede hammaddeler bulunduğundan, şu yanıtı verdi: “Körfez devletlerinde olduğu gibi”. Tam da daha gençlerde bunların kendilerinin bir devletinde bizzat elit olmak istedikleri ve siyasi ikna olmuşluğun da zaten burada sona erdiği duygusuna sık sık kapıldım. Daha Sudan’da SPLA (Sudan Halk Kurtuluş Ordusu) gibi başka hareketlerde siyasi hedefleri olan bir hareketin nasıl saf bir iç savaş partisi haline gelebildiğini kendime sorduğumdan bunu çok ilginç buldum.  

 

13

 Frente dışındaki insanlar/ gruplar/ örgütlerle bağlantınız oldu mu? Sosyal kurtuluş için hareketler var mı? Varsa, nüfuzları var mı?

Hayır. Ziyaretimizden kısa bir süre önce insani yardım örgütlerinin mensupları kaçırıldı. Bu, Frente için devasa bir sorundur. Diğer taraftan bu nedenden dolayı alınan güvenlik önlemleriyle Frente içinde örgütlü olmayan nüfus ile her türlü bağ kurmayı engellemesi de onlar (Frente –ÇN) için mümkün idi ve karşımızda konuşanlara belirli bir konuşma kurallarının verilmiş olduğu da fark edildi. Mülteci kamplarında adeta marjinal olan ve Polisario’nun verdiği bilgiye göre, ki bu bana bayağı inandırıcı geliyor, çünkü Fas Polisario’yu zayıflatmak için elinden gelen her şeyi yapıyor, Fas’ın ele geçirdiği veya maşası haline getirdiği örgütler de vardır.

Söyleşi için teşekkürler!

Bizim çıkardığımız sonuç:

Sahra halkının Fas tarafından işgaline karşı ayaklanması ve bu işgali tüm araçlarla destekleyen emperyalist güçlere karşı mücadele etmesi meşrudur. Mayıs 2013’de Frente kuruluşunun 40. Yıldönümünü kutlayacaktır. Onun kurtuluş için mücadelesinin dayanışmamıza ihtiyacı vardır!

Sahra halkının kaderi unutturulmak ve ölüm sessizliğinden kurtarılmalıdır. Sahra ulusunun bizzat BM tarafından tanınmış hakları Faslı askerlerin postalları altında günbegün kuma gömülmektedir. Oysa yüzsüzce demokrasiden söz eden “bizim” egemenlerimiz pratikte emperyalizmi uygulamakta, Fas ordusunu silahla donatmakta ve eğitmekte ve de Batı Sahra’nın zenginliklerini talan etmektedir. Bütün bunları teşhir etmek görevdir.

Tüm gücümüzle enternasyonal dayanışmayı güçlendirmeye, karşı kamuoyu yaratmaya ve Sahra halkını desteklemeye çalışalım!

 [Trotz Alledem! (Herşeye Rağmen!) Sayı 62, Ocak 2013, sf: 3 - 20, Almancadan çevrilmiştir. ]